Saflık Üzerine

Saflık Üzerine
5 (100%) 1 oy

Gecenin bi vakti tam uykuya dalacakken yine saçma sapan düşünceler silsilesine takılıp uykusuz kalınca, aklıma gelenleri odamın duvarına işlemişim. Sabah uyanınca bunları görüp bununla ilgili bir yazı yazayım düşüncesiyle karalamama başladım.

*Bu bir deneme yazısıdır. Dikkat! Deniyorum.

Saflık üzerine diye bir başlıkla başladığım bu yazıda hem kendi saflığımın hem de insanlık ve saflık üzerine biraz denemek istiyorum. Okurken canınız sıkılmasın diye de alta bir şarkı bırakıyorum okumaya başlarken videoyu da başlatırsanız daha az ızdırap çekersiniz, belki de daha fazla…


Yol’a Düş – Mavi Türkü

İnsanların albenisi nerede? Güzelliğinde mi? Yüreğinde mi? Sözlerinde mi? Bakışlarında mı? Niye bazı insanlara bi anda kanımız kaynar da dibinden eksik olmak istemeyiz? Kimilerinden de at kafası görmüşcesine neden koşar adım uzaklaşırız? Cevapsız kalan pek çok soru gibi bu yazının sonuna geldiğinizde de bunlar cevapsız kalacak, üzgünüm…

Saf kelimesini ele alarak başlayalım o halde. Saf kelimesi “doğal” kelimesi ile eş anlamlı, aynı zamanda da “katıksız” kelimesi ile eş anlamlılığı mevcut. Bu katıksız kelimesinden yola çıkalım. Bunu da biraz insana bulayalım bakalım nasıl bir şey çıkacak.

Bir yüzük nasıl ortaya çıkıyor? Önce bi maden bulmak lazım şöyle saf bir maden… Gümüş olur, pırlanta olur, altın olur… Velev ki bulduk sonra onu eritip biçim veriyoruz. Hani şu delikli bir halka olan şekil ondan sonra o şekil üzerinde değişik fanteziler deneyerek farklı farklı şekilde yüzük üretiyoruz. Bazen de üzerine afilli taş(lar) iliştiriyoruz. 

Bu saflığı biraz insana bulayalım şimdi. Saf bir canlı olarak geliyoruz bu dünyaya anamızın karnından. Sonrasında bu saf insan ustasının elinde şekillenmeye başlıyor -anne, babasının (tabi varsa)- sonrasında biraz büyüyünce e yeter artık diyorlar kendi başının çaresine kendin bak. Öylelikle insan kendini ilmek ilmek işlemeye başlıyor. 

Kız arkadaşınız neyden hoşlanır? Ona bir külçe altın mı alsanız daha mutlu olur yoksa şöyle bir pırlanta yüzük mü? Karar sizin ama ben yine de söyleyeyim bi tektaş nedense hep daha mutlu etmiştir…

 

Oysa külçe altın yüzüğe göre daha saf değil midir? Üzerinde fazla oynanmamış sadece bi kalıba sokulmuş oysa yüzük öyle midir onu da kalıba koyarsın sonra çeşit çeşit makinelerin ya da ustaların ellerinde biçimden biçime girer fantastik bir şekil alıp çıkar karşımıza. 

Saflık o kadar da iyi bir şey değildir aslında. Saf bir şey vardır sadece ama kullanmaya müsait değildir. Külçe altını ne parmağınıza takabilirsiniz, ne de bileğinize ya da gerdan niyetine boynunuza hem kulağınıza küpe de olmaz. Öyleyse şu saf doğan insan hani genel de deriz ya saf kalmak diye severiz sözde saflığı bi nebze yalandır o biz o saflığı sevmeyiz. O saflığın üzerine eklediği şeyleri severiz. İnsanın da kıymeti oradadır aslında sen o saflığın üzerine ne ekledin? Ya da dur ben ne ekledim? 

Saflık nerede devreye giriyor oraya bir yolculuk yapalım şimdi  de? Saflık, insanlık demişken günümüzün popülaritesine uygun olarak imitasyonu  –replika– eklemeden geçmek olmaz. Diyelim ki bir arkadaşın sana çok güzel bir bileklik hediye etti rengi altın sarısı. E haliyle sen de altın olduğunu düşünüyorsun alıyorsun takıyorsun bileğine görüntü çok güzel ama bi tuhaflık hissediyorsun. Böyle eline alınca hissediyorsun ki bu altın değil bırak altını maden bile değil bildiğin plastik lan bu üzerine altın rengi boya yapılmış ya da altın suyuna batırılmış. Şimdi nerede kaldı bunun değeri?

Saflık demiştik değil mi? Günümüzde çok önemli değilmiş gibi dursa da işin içine girince hepimiz saflık arayışındayız aslında. Ne demiştik saf kelimesi için; doğal, katıksız. Öyle insanlar görüyoruz gibi dışarıdan bakınca altın gibi ışıl ışıl parlıyor. Bi tanıyoruz, biraz muhabbet ediyoruz bi de ne görelim katıştırmışlar da katıştırmışlar en sonunda içindeki o saflık da kaybolmuş gitmiş… Yani her şeyin olduğu gibi insanların da replikası çıkmış. Hem de insan bunu kendi kendine yapmış, ah be insan yazık be insan…

Gitmeden, aklıma bir şey takıldı. Peki bu replika insanların günümüzde daha çok ederi var bu nedendir? Bana bir araba verseler motoru değişmedi, boya  yapılmadı, vuruğu yok, çürüğü yok deseler ben anlar mıyım anlamam, belki sen anlarsın. Ben niye anlamam? Çünkü ben bu işin ustası değilim. Her işten ehli anlar. İnsanın safını replikasını da insanın safı yani ehli anlar…

Bir de şöyle anlarsın bi orjinal bi replika ikisini de verelim sana ikisiyle de yeterli süre geçir o zaman anlarsın ama o zaman senin tercihinden ben de bir şeyi anlarım;

Sen ne kadar saf ya da ne kadar replikasın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir